İman nasıl kuvvetlenir

Sual: İman nasıl kuvvetlenir?

CEVAP

Aşağıdaki hususları öğrenen bir kimse, Ehl-i sünnet itikadını da biliyorsa, imanı kuvvetlenir. İmanı olmıyan bir kimse ise, bunları incelerse, insafı ve nasibi de varsa, Allahü teâlânın varlığına ve kudretine inanır. Cenab-ı Hakkın varlığını, kudretini gösteren olaylardan birkaçı:

İnsanların, büyük bir süratle fezada tek başına dönmekte olan, içerisi ateş dolu yuvarlak bir gezegen üzerinde, sırf yer çekimi kuvveti ile kalarak yaşaması ne büyük bir olaydır. Dağlar, taşlar, denizler, canlı varlıklar, bitkiler nasıl bir büyük kudret sayesinde meydana gelebilmekte, gelişmekte ve türlü özellikler göstermektedir.

Hayvanların bir kısmı toprak üstünde yürürken, bir kısmı havada uçar ve bir kısmı da su içinde yaşar. Güneş, en yüksek ısıyı sağlar ve bitkilerin yetişmesini, bazılarının içinde ise, kimyevî değişiklikler yaparak, un, şeker ve daha başka maddelerin meydana gelmesini temin eder.

İnsan, kendi vücudunun ne muazzam bir fabrika ve laboratuvar olduğunun farkında değildir. Halbuki, yalnız nefes alıp vermek bile büyük bir kimya olayıdır. Havadan alınan oksijen, vücutta yakıldıktan sonra, karbondioksit hâlinde dışarı çıkarılır.

Sindirim sistemi ise sanki bir fabrikadır. Ağızla alınan gıda maddeleri ve içecekler, mide ve bağırsaklarda parçalanıp öğütüldükten sonra, vücuda faydalı kısmı, ince bağırsaklarda süzülerek kana karışmakta ve posası dışarı atılmaktadır. Bu olay, otomatik olarak ve büyük bir intizam ile yapılmakta, vücut bir fabrika gibi işlemektedir.

İnsanın vücudunda çok karışık formüllü maddeler imal eden, türlü türlü kimya reaksiyonları meydana getiren, analiz yapan, tasfiye eden ve zehirleri yok eden, yaraları tedavi eden, çeşitli maddeleri süzen, enerji veren tertibat olduğu gibi, mükemmel bir elektrik şebekesi, manivela tertibatı, elektronik bilgisayar, haber verme tesisatı, ışık, ses alma, basınç yapma ve ayarlama tertibatı, mikroplarla mücadele ve onları yoketme sistemi de mevcuttur.

Kalb ise, hiç durmadan işleyen muazzam bir pompadır. Bütün bu maddi mükemmellik yanında anlama, düşünme, ezberleme, hatırlama, hüküm ve karar verme gibi çok muazzam, manevî kudretler de bulunmaktadır. Bu kudretlerin kıymetini ölçmek, insanlar için imkânsızdır. Demek ki, insanın bedeni yanında bir de ruhu mevcuttur. Beden ölür, ruh ölmez. Fakat her varlık gibi bütün ruhlar da bir gün ölecektir.

Canlı-cansız varlıklardaki bu nizamı inceliyerek, bir yaratıcının bulunduğuna inanan, Peygamber efendimizin bildirdiklerinin hepsine inanmadıkça müslüman olmaz.

(Üç şey imanın lezzetini artırır: Allah ve Resulünü herşeyden çok sevmek, kendisini sevmiyen müslümanı Allah rızası için sevmek ve Allahın düşmanlarını sevmemek.) [Taberânî]

(Doğru imanın alameti, kâfirleri düşman bilip, onlara mahsus olan ve kâfirlik alameti olan şeyleri yapmamaktır. Çünkü İslâm ile küfür, birbirinin aksidir. Bunlardan birisine kıymet vermek, diğerine hakaret ve kötülemek olur. Allahın düşmanlarını sevmek ve onlarla kaynaşmak, insanı Allaha düşman olmaya sürükler. Bir kişi, kendini müslüman zanneder. Kelime-i tevhidi söyler, inanıyorum der. Namaz kılar ve ibadet yapar. Halbuki, bilmez ki, Allahın dostlarını sevmemek veya Allahın düşmanlarını sevmek onun imanını yok eder.) [m. 163]

(Allaha ve kıyamet gününe iman edenler; babaları, kardeşleri ve akrabası olsa da, Allahın ve Resulünün düşmanlarını sevmez.) [Mücadele 22]

(Ey iman edenler, bana ve size düşman olanları dost edinmeyin, sevmeyin!) [Mümtehine 1]

(İmanın en sağlam temeli ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah, buğd-i fillahtır.) [Ebu Davud]

[Buğd, sevmemek, düşmanlık demektir. Buğd-i fillah, Allah için sevmemek, Allah için düşmanlık etmek demektir. Zıddı olan Hubb-i fillah, Allah için sevmek, Allah için dost olmak demektir.]

(Allahın düşmanlarını düşman bilmiyen, hakiki iman etmiş olmaz.) [İ Ahmed]
(Allahın dostunu seven, düşmanını düşman bilen iman-ı kâmil olur.) [E.Davud]
(İman etmişseniz, onlardan değil benden korkun.) [A. İmran 175]

İmanlı olan, âlim olan, şerefli olan, akıllı olan Allahtan korkar. Allahtan korkan da cennete girer. Cahil olan, sapık olan, kâfir olan da Allahtan korkmaz. Allahtan korkmıyan da cehenneme girer.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Hayâ imandan, hayâsızlık nifaktandır.) [Tirmizî]

Allahü teâlâdan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayâsızlık da, imanın zayıf olduğuna alamettir. Hayâ, imanın esasındandır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Hayâ imandandır.) [Buhârî]

(Hayâ imanın süsüdür.) [Deylemî]

(Hayâ, imanın nizamıdır. Nizamı bozulan şey darmadağın olur.) [İbni Mâce]

(Hayâ ile iman bir aradadır. Biri giderse, öteki de durmaz.) [Hâkim]

(Hayâsızın imanı da olmaz.) [Deylemî]

Hayânın iman ile, hayâsızlığın da imansızlık ile ilgisi büyüktür. Hayâsızın küfre düşmesi kolay olur. Hadis-i şerifte, (Hayânın azlığı küfürdür) buyuruldu. (Hâkim)

Zühd ile vera her gece kalbleri dolaşır, iman ve haya bulunan kalblere yerleşir, böyle olmıyan kalblerde durmaz, geçip giderler.) [İ. Gazâlî]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(İmanın esası veradır.) [Hatîb]

(Takva, imanın elbisesidir.) [Deylemî]

 

geri    imanveehlisünnet    ileri