30
AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI
Muhterem Müslümanlar! Şanlı tarihini, altın sayfalarla
süsleyen aziz milletimizin unutulmaz
zaferlerinden biri olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 80. yıldönümünü
idrak ediyoruz. 30 Ağustos, hürriyet ve istiklalimizi kazandığımız bir
zafer günüdür. Bu asil mücadele, İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in dilinde, 'Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim
var' dizeleriyle en güzel bir şekilde ifadesini bulmuştur. Yüce dinimiz, insanlığın barış ve
esenliğini esas almıştır. Zaten 'İslam' kelimesinin bir anlamı da barıştır.
Barışı esas alan yüce dinimiz, vatan
toprakları düşman işgali tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında, savaşı
mukaddes bir vazife saymıştır. Bu sebeple
şehitliği ve gaziliği, Müslümanlar için büyük şeref kabul etmiştir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), şehitlik mertebesinin yüceliğine işaret
eden bir hadis-i şerifinde: “ Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin
ederim ki, Allah yolunda savaşıp şehit olmayı,
yine diriltilip şehit olmayı, tekrar diriltilip şehit olmayı
isterim”[1]
buyurmuştur. Değerli Müslümanlar! Şerefli bir hayat, gerektiğinde vazgeçilmez değerler
uğrunda can feda etmeyi göze almakla yaşanır. Bunun için dinimiz,
vatan savunmasından kaçmayı
büyük günah saymıştır. Nitekim Yüce Allah, Kur’an’da şehitlik arzusunu
yitirenler için, “Ne oluyor size ki Allah yolunda savaşa çıkın
denildiğinde yere çakılıp kaldınız”[2] buyurarak, din
ve vatan savunmasına katılmayanları ikaz etmektedir. Sevgili
Peygamberimiz de, bu anlamda, “Bir kimse savaşa gitmeyerek veya şehit
olma arzusunu gönlünden geçirmeden
ölürse, bir çeşit nifak üzere ölür”[3] buyurarak şehitlik
ile iman ilişkisine dikkat çekmektedir. Milletimiz için şehitlik ve gâzîlik, vazgeçilmez bir tutkudur.
İstiklal Savaşının ve Büyük Taarruz’un Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal
Paşa, Müslüman milletimizin savaş
meydanındaki kahramanlığını ve azmini, şöyle anlatır: “Karşılıklı siperler arasında mesafemiz, sekiz metre idi. Yani ölüm muhakkak.
Birinci siperdekiler, hiç biri kurtulamadan kâmilen şehit düşüyor. İkinciler
onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir itidal ve tevekkülle
biliyor musunuz? Şehit olanı
görüyor, üç dakikaya kadar şehit olacağını biliyor, en ufak bir fütur
bile getirmiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim,
Cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek
yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki imanı ve ruh kuvvetini gösteren, şayan-ı
hayret ve şayan-ı tebrik bir misaldir.”[4] İşte bu nedenle ecdadımız; yokluklar içinde ve en ağır şartlar altında,
yedi düvele karşı, tarihte benzeri görülmemiş bu destanı yazmıştır. Değerli Müminler! Bu
bakımdan 30 Ağustos zaferi, milletimizin
asla esir edilemeyeceğini; semaları süsleyen
bayrağımızın gönderden indirilemeyeceğini ve gök kubbeyi çınlatan
ezan seslerinin dindirilemeyeceğini, bütün dünyaya ilan eden kutsal
bir zaferdir. Bu vesileyle; canlarını feda ederek, milletimize eşsiz
bir vatan bırakan aziz şehit ve gâzîlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. |