Aziz Hoca-Hz.Hatice(RA)-Tessettür-Başörtüsü-Türban
![]()
Allah Resulü
Buyurdu:
"Duymuyormusunuz Sade
Giyinmek
İmandandır."
Selamünaleyküm;
Kardeşlerim belkide
bu konuyu sizinle bir kaç kez paylaşmış
olabilirim ancak paylaşımların yetersiz olduğu
kanısıyla. Bukezde daha aydınlatıcı bir biçimde
KADININ KAPANMASI konumunu ele almayı uygun
gördüm...
Sizlerde taktir edersiniz ki, İslam
dinini tam anlamıyla yaşamak gittikçe
zorlaşmaktadır. İslam adına kim ne yapıyorsa
kendine yapıyordur diyemediğimiz gibi bunun
teşkil ettiği sonuçlarıda ayan beyan olarak
ortada görmekteyiz...Toplumumuz git gide manevi
değerlerini bir çırpıda silmekte kaybetmektedir.
Arkadan gelecek olan nesil İslamı tam
manasıyla tanıyamamış tanıyamadığı gibide Allah
muhafaza türlü sapkınlıklara sebebiyet vermiş
olabiliriz. Hem temkinli hemde örnek bir yaşamı
onlara bahşetmek için Allah'ın emir vede
Resulüne itaatte kusurda etsik etmemeliyiz.
Şüphe yokki emirlere vede itaatlere uyanlara
Ahirette müjde verilmemesin.
Her zaman için
diğer insanoğullarının inançları gereği Müslüman
olan kadınların onlardan ayrılmış bir farkları
şüphesizki ortadadır. Bunun için hem açık seçik
ayetler hemde hadisler vardır.
Toplumu
toplum yapan Kadınlardır ilkesiyle yola çıkarsak
kadını da kadın yapan iffetli olmasıdır. İffetli
kadın Allahtan korkar emirlerine uyar
yasaklarını kendine düşman olarak
görendir...Kadın maneviyatına sahip çıktıkça
toplum bozulma yolunda ilerlemez.
Nesil
doğrusunu mu yapıyor acaba? sorusunu kendimize
kaç kere sormuşuzdur...Dini duygularımızı
bizlere kimler kaybettiriyor... Bize kötüyü hoş
gösteren sadece nefsimizmidir? Dinimizin
emrettiği giyimi kuşamı hayatında iyi
yansıttığına inanmıyormusun? Dinin neresindesin
bunun bilincindemisin? Allah'ın emrine yüz
çevirdiğinde Başına neler geleceğinide
bilirmisin?
Kadın İslamın en Kutsal
emanetlerinden belirtilerinden
biridir.Şüphesizki Allah Resullü "Cennet
annelerin ayakları altındadır."sözüyle bunu bize
bildirmektedir. İslam kadınların dayanışmasıyla
Allah'a olan itaatiyle yayılmaktadır. Ailenin
huzuruda kadının takvadaki samimiyetine
bakmaktadır. Çünkü toplum fertlerini yetiştiren
Allah'a dua etmesini öğreten. ona zikirin nasıl
yapıldığını öğreten Allahın varlığını ve
birliğini bildirmek Anneye yüklenmiş bir
görevdir.
Aile yapısında asil zadeler,
Mücahitler annelerin elinden geçer... Anneler
Sulatnı Takvada tek vede öncü olan kadın Amine
Hatun bunun en birinci örneğiydi belkide... O
mümine kadınlara örnek bir kadın, örnek bir anne
genç kızlara örnek bir kızlık dönemleri geçirmiş
Ailenin anneye babaya itaatin nasıl olduğunu
öğretmiştir... Öyleki Allah resulü babası
Abdullahı düşündüğünde Annesi Amine zişana
ağlardı... Peki biz müslümanlar; Bu kadar
değerli olan bu örnek hayatlar hakkında ne kadar
çok bilgiye sahibiz.?
onarı ne kadar çok
tanıdık tanıttık bunun
farkındamıyız??
Toplumda genç bayan
arkadaşlarımız özelliklede bu sorumluluğu
üstlenemeyecek kadar... az değerlere sahip
olduklarını bildirmekteler görüntüleriyle. İslam
kapalılığı emretmiştir ki Müslüman kadın
iffetini korusun Allah'tan korksun diye ancak bu
durum bizlerde çok farklı, Başörtüsüne bir bez
parçası olarak bakan onları şekilden şekile
sokarak en göz alıcılarını kullanarak adeta ben
burdayım demekteler.. Mümine kadın dışardaki
tehlikelere sapkınlıklara karşı kendini korumak
için kapandığını bilmediği içindir ki.
Başörtüsünü en can alıcı renklerde seçip üzerine
sokak kıyafeti almadan çıkabilecek Hatta
başörtüsü renginde yüzünü bin bir çeşit
boyalarla boyayarak doğal güzelliğini Allah'ın
nurunu silebilecek kadar cahil olmakta.. Başında
başörtüsü üzerinde dar bir badi ile gayet rahat
dolaşmakla. Pelkide onları öyle gördüğümde
zamanla ben utanmakta kızarıp
bozarmaktayım.. Ancak okadar alışılmış bir
duruma gelmişki bunu yapanlar gayet rahat
davranmakta...Bu tarz giyimlerin yanlış olduğunu
eğitimin Anneden başlamış olduğunu tekrar
vurgulamak isterim..


İslam Dininde Kadının giyim ve de
kuşamı nasıl olmalıdır?
Cihan
denen bu kürede erkeğin yeri ayrı, kadının yeri
ayrıdır. Erkek kadının yerine, kadında erkeğin
yerine geçtimi dünyanın âhengi bozulur. Yine
kadının ve erkeğin giyeceği de ayrıdır. Bir
erkeğin çarşafa bürünmesi nasıl uygun değilse,
kadınında erkek elbisesi giymesi hoş olmaz "Be"n
giydim de ne oldu!" demek, şeytanı sevindirir.
Saâdet devrinde kadınların giydiği
elbiseler:
1- Himar: Başörtüsü
2-
Dır'ı: Entari
3- Cilbab: Rida.
4- İzar:
Etek
5- Silval: Şalvar
6- Mırt: Dış
giyisi
"Ey Nebi! Zevcelerine, kızlarına
ve mü'minlerin kadınlarına de ki, Cilbablarını
üzerlerine iyice örtsünler."
Aziz ve
Celil olan Allah nur suresi 31. ayette
"başörtülerini yakalarının üzerine vursunalar"
Buyurmaktadır. İsmet ve iffet sadefi Hazreti
Aişe (r.a) demişlerdir ki;
"Ben iman
hususunda Ensar kadınlarından daha faziletlisini
görmedim. Nur süresi; "Vel yedr****
bilhumürihinne alâ cüyübihinne. Ve baş
örtülerini yakalarının üzerine vursunlar" ayeti
nazil olduğu zaman erkekler bu ilahi emri tebliğ
için hanımlarının yanına giderler.
Erkekler,
hanımına kızına, kızkardeşlerine ve bütün
yakınlarına bu emri tebliğ ediyordu. (O lâhza)
kadınların hepsi tastik edip,başörtüsü ile
başlarını örtüp Resul-i Ekrem'in arkasında sabah
namazını kılmaya geldiler namazı kıldıktan
sonraevlerine dönüp gittiler. Karanlıkta onları
hiç tanıyan olmazdı.
Demek ki,
başörtüsünün boyun ve göğsü örtecek kadar büyük
olması gerekiyor. Herkesin kendi hevesine göre
örtünmesi değil, Allah'ın emrince örtülere
bürünmesi lazımdır. Bugün öyle örtünen kadınlar
varki, cahiliyye kadınlarının sanki
zamanımızdaki temsilcileridir. Başörtülerini
sadece kafalarının üzerine bağlayıp,
kulaklarını, gerdanlıklarını, boyunlarını ve
göğüslerini açık bırakırlar. Elbet bu tesettür
Kur'an-ı Kerim'in tarifine ve Allah Teâlâ'nın
emrine uymaz.
Teyzem hep derdiki kadının iman
tahtası göğsüdür. Orası açıldığı imanı yok olur.
Buna nazaran Başörtüsünü sadece saçların
görünmemesi olarak algılayıpta boğazı sarıp
sarmalayan kardeşler yanılırlar.. Öyle bir
başbağlamayı ne Yüce kitabımızda yer almış nede
Allah'ımız emretmiştir. Eğerki bizler islamı
kabul ettiysek İslamın şartlarınıda kabul etmek
zorundayız. Hiç kimse İslamı kendi yaşam
şartlarına göre uyduramaz yorumlayamaz böyle
yapanlar sadece kendilerine zarar
verirler.
Elbisenin Kendisi süs ve
zinet olmamalımı?
Tesettürü
emreden âyette kadınların yabancılara
zinnetlerini göstermemeleri şartı vardır. Bugün
öyle elbiseler icat edilmiştir ki, onun kendisi
süs olmaktadır.Gözleri kamaştıran kürkler,
mantolar, renk renk başörtüler dikkati daha çok
çekmektedirler...
Allah Azze ve celle " Vakar
ile evlerinizde oturun, önceki cahiliyet
kadınıları gibi açılıp saçılmayın, süslerinizi
dışa vurmayın." buyurmuştur.(Ahzap suresi 33
ayet)
Gayr-i müslümlerin özel
elbiselerini
giyinmeyin;
Efendimiz (s.a.v)
"Men teşebbehe bikavmin fehüve mihüm" Kim bir
kavme benzerse onlardandır. buyurmuştur. (Tergit
ve Terhi![]()
Giyinen Elbise Şöhret verici
olmamalı;
Kadının giydiği elbise parmakla
gösterilecek şekilde şöhret verici elbise
olmayacaktır. Herkesin dikkatini çeken ve
gözleri kamaştıran, şöhrete ulaşan giysiler
makbul değildir.
Yine bu mevzuda varlığın
sebebi olan Cenab-ı Peygamber şöyle
buyurmuştur.
"-Her kim dünyada şöhretli
elbise giyerse, Allah kıyamet günü ona aşağılık
elbisesi giydirir. sonra onu ateşten
alevlendirir." (ibn-i Mace 2/278)
"-Kim,
gösteriş için bir elbise giyinirse onu çıkarıp
bırakıncaya kada Allah ona gazap eder." (Terğib
ve Terhi 4/332)
Kadının peruk kullanması,
saçını kesmesi ve boyaması helal
midir?
Cenab-ı Hak her insanı
ayrı bir güzellikte yaratmıştır. Birlik mührünün
açıkça okunduğu insan simasındaki güzellik,
fıtri ve tabii olanıdır. Bunu muhafaza etmek,
sahip olduğu özellik ve güzelliklere şükredip,
Allah'ın ihsan ettiği kadarına razı olmak
kulluğun bir işaretidir.
Bunun için
hayati ve zaruri bir maslahat yoksa, vücutta
bulunan mevcut durumu değiştirme yoluna gitmemek
lazımdır. Bir zaruret yokken insan bedeni
üzerinde yapılan değişiklikleri şiddetle
yasaklayan Peygamberimiz (a.s.m.), "başına ilave
saç takana, cildine dövme yapana ve yaptırana,
güzelleştirmek maksadıyla dişini inceltip
seyrekleştirene, kaş ve kirpiklerini yolan
kadınlara," Allah'ın yarattıklarını
değiştirdikleri için ilahi rahmetten uzak kalmış
olacaklarını bildirmiş Ve ikazda
bulunmuştur.(1)
Fıkıh alimleri bu
hadisten hareket ederek yüzünde sakal ve bıyık
biten kadının onları gidermesinin caiz
olacağını; ancak kaşları inceltmenin, tabii
şeklinden çıkarmanın, kirpikleri düzeltmenin
veya takma kirpik kullanmanın caiz olmadığını
belirtirler. Çünkü diş, kaş ve kirpik birer aza
mesabesindedir. Aslında olmayıp sonradan biten
yüzdeki kıllar ise bu sınıfa girmediğinden,
kadının bunları gidermesinde bir mahzur
görülmemektedir.
Aynı şekilde insan
saçından yapılmış olan peruk takmak da sünnette
yasaklanan şeyler arasında bulunmaktadır. Ancak
kadınların hayvan tüy ve kılından, bitkiden veya
suni malzemelerden bir şey eklemelerinin,
bunlardan yapılmış peruğu kullanmanın caiz
olabileceği kaynaklarda belirtilir.(2)
Fakat, kadının başına taktığı bu çeşit
şeyleri ancak kocası ve kendisine nikahı
düşmeyen yakın erkek akrabaları yanında
takabilir. Onun dışında yabancıların içinde
hangi maddeden yapılmış olursa olsun peruk
kullanması caiz olmaz.
Kadının saçını
kesip kesmeyeceği hususunda da, yapılan işin ve
taşınan niyetin mahiyetine göre hüküm farklılık
arz eder. Saç kadının süsü ve tabii ziynetidir.
Kadını erkekten ayıran mühim bir unsurdur. Bu
itibarla kadın saçıyla bir bütünlük meydana
getirir. Bundan dolayı saçını mazeretsiz olarak
kesip kısaltan kadın erkeğe benzemiş olur.
Nitekim, gerek kılık kıyafeti, gerekse tavır,
hareket ve yaşayışıyla erkeğe benzeyen kadınları
veya kadına benzemek için özenen erkekleri
Peygamber Efendimiz (a.s.m.) iyi karşılamamış,
bir hadislerinde şöyle
buyurmuşlardır:
"Allah, kadınlardan
erkeğe benzemeye özenenleri ve erkeklerden de
kadınlara benzemeye çalışanları rahmetinden uzak
kılsın." (5)
Ancak bir özürden veya
hastalıktan dolayı saçını kesen ve kısaltanın
durumu elbette ki değişiktir. Bakımında,
kurutmasında zorluk çeker, erkeğe benzeme gibi
bir niyet taşımazsa, kadının kulak yumuşağına
kadar saçını kısaltmasında bir mahzur
yoktur.(4)
Zaten tesettür icabı, kadının
saçını kocasından, baba ve kardeşi gibi yakın
akrabalarından başkası görmemektedir. Böylece
başkalarına saçını göstermekten doğan mahzur da
ortadan kalkmış olur. Saç ve sakal boyamasına
gelince; şimdi olduğu gibi, Peygamberimizin
zamanında Yahudi ve Hıristiyan ihtiyarları
beyazlaşan saç ve sakallarını boyamazlardı. Bunu
hoş karşılamayan Peygamber Efendimiz, "Şüphesiz,
Yahudi ve Hıristiyanlar saç boyamazlar. Siz
onlara muhalefet ediniz"
buyurmuştur.(5)
Saç ve sakalı boyamanın
sünnet olan şekli, kına ve kırmızı siyah
karışımı (çivit otu gibi) nebati boyalarla
boyamaktır. Peygamberimizin bu husustaki sözleri
emir değil, teşvik ve tavsiye şeklinde telakki
edilmişti. Pek çok İslam ulemasına göre saçı
siyaha boyamak mekruh görülmüştür.(6) Bu
meselede kadınlar için bir sınırlama yoktur.
Onlara her türlü süslenme meşrudur.
1.
Nesei, Zinet: 22,73; Müslim, Libas:
119-120;
2. el-Feteva'l-Hindiyye, 5:
358.
3. Ebû Davud, Libas: 31.
4.
el-Feteva'l-Hindiyye, 5: 358.
5. Müslim,
Libas: 80.
6. Ayni. Umdetü'l-Kari, 22: 50-51.
ÇARŞAF'GİYİNME
Müslüman
kadınların tesettür maksadıyla giydikleri
kolsuz, bol ve geniş üst örtünün adı. Buna "car"
da denilirdi. Eskiden müslüman kadınlar ferâce
giyerlerken, Hicaz ve diğer Ortadoğu bölgelerine
giden ailelerin Arap kadınlarının giydikleri
"torba", "dolma" diye adlandırılan çarşafları
Tanzimat'tan sonra İstanbul'a getirmeleri bu
örtünün İstanbul'da ve taşrada da
yaygınlaşmasına neden olmuştur. Eskiden
Suriye'de, hristiyan ve yahudi kadınları;
Rumeli'nin bazı yerlerinde de hristiyan
kadınları sokağa çıkarlarken çarşaf
giyerlerdi.
Çarşaf, Farsça çarşeb'den
bozmadır. Çarşeb'in aslı da gece örtüsü anlamına
gelen çarşeb'dir. Yatak ve yorganda kullanılan
bez örtünün adı da buradan gelir. Çarşaf, ilk
kullanıldığı dönemlerde şimdiki yatak çarşafları
gibi tek bir parçadan ibaretti. Önden
kavuşturulup ayaklardan bele kadar bükülerek
sağdan sola, soldan sağa beldeki kemerin arasına
sokulur, arkadan ortanın üst kenarı ile peçenin
üstüne gelmek üzere baş örtülür, şakaklardan
iğnelenir, aynı kenarın baştan aşağı sarkan iki
ucu üstüste kapanıp içinden tutulurdu.
İstanbullular ilk zamanlarda siyah kıl peçe
yerine yüzlerine dallı yemeni örterlerdi.
Çarşaflar; ipekli yünlü kumaşlardan yapıldığı
gibi muhtelif renkleri vardı. Fakat en çok
kullanılan renk siyah idi. Kıyafetlerde yapılan
değişiklik ve inkılâplardan sonra Türkiye'de
çarşafın giyilmesi yasaklanmış olmasına rağmen,
bazı müslüman kadınlar bu tesettür biçimini
korumuş ve günümüze kadar giyilmesini
sağlamışlardır.
İslâm'da tesettür yani
kadının vücudunu örtmesi kesin nass ile
sabittir. Bu örtü nasıl olursa olsun önemli olan
vücut hatlarını göstermeyecek şekilde bol
dikilmiş kalın bir kumaştan olmasıdır. Abâye,
ferâce, harmani vb. bol dikimli dış kıyafetler
de müslüman kadınların giyebileceği
kıyafetlerdir. Çarşaf da bu kıyafetlerden
biridir. Önemli olan, müslüman kadınların
özgürlüklerini simgeleyen ve onları yabancı
erkeklerin bakışlarından koruyan ve İslâm'ın
razı olduğu bol bir kıyafet ile
örtünmektir.
Şâmil
İA
GENÇ KIZIN
ÇEYİZİ;
Gelin
eşyası. Çeyiz kelimesi Arapça cihazdan
gelmiştir. Çehiz yerine çeyiz şeklinde kullanımı
yaygındır. Evlenecek kız çocukları için
hazırlanan her türlü şahsî eşya veya ev eşyası.
Gelinin baba evinden kocasına giderken
beraberinde götürdüğü elbise ve eşya takımları.
Ana veya baba tarafından örf ve âdete göre,
evlenecek kız çocuklarına evin döşenmesi için
menkul eşya.
Çeyiz hemen hemen bütün
ilkel kavimlerde, Yunanlılarda ve Doğu
ülkelerinde kocanın evlenecek genç kızın
babasına, ödediği bedeldir. Zamanla törede bazı
değişiklikler olmuş, kimi toplumlarda bedeli
erkek değil de kadın, daha doğrusu gelinin
babası ödemeye başlamıştır. Çeyiz konusu
toplumların sosyal ve ekonomik durumlarına göre
çeşitli şekiller almıştır.
Eski Türklerde
çeyize "kalım" adı verilir. Kalım, kız ailesine
verilen ve miktarı ailelerin malî durumuna göre
değişen muayyen miktar eşya veya muayyen miktar
hayvandan ibarettir. Kalım, zengin ailelerde yüz
at veya iki yüz koyuna kadar çıkar. Asgarisi
için bir sınır yoktur. İslâm'da da evlenecek
kıza ana-baba veya koca tarafından çeyiz
hazırlanması, aile hukukunun gereklerindendir.
İslâm'a göre çeyiz adı altında yapılan eşya,
kadının hakkı ve malıdır. Bu eşya ister kızın
ana-babası tarafından, isterse mehir karşılığı
olarak koca tarafından yapılsın hüküm değişmez.
Bu yüzden kocanın, kadına ait çeyiz-eşyasından
yararlanması, hanımının iznine bağlıdır. Babanın
büluğ çağına gelmemiş kızı için hazırladığı
çeyiz eşyası, teslim edilmemiş olsa bile, kızın
malı sayılır. Büluğ çağına girdikten sonra
hazırlananlar ise, kıza teslim edilmedikçe, onun
malı sayılmaz.
Çeyiz hazırlamada israfa
kaçmamalıdır. Âyet-i kerîmelerde şöyle
buyurulur:
"Malını israf ile saçıp
savurma. Çünkü malını saçıp savuranlar, şeytanın
kardeşleri olmuştur. Şeytan ise Rabbine çok
nankördür" (el-İsra, 17/26-27)
"Yiyin
için israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri
sevmez" (el-Araf 7/31)
Günümüzde bir çok
müslüman aileler kız çocukları için daha küçük
yaşta büyük masraflarla çeyiz hazırlamaya
başlamakta, bu konuda israf ve ifrata
düşmektedir. Çoğu zaman yapılan eşyayı kullanmak
veya giymek için bir ömür kâfi gelmez. Bunların
çoğu sandıklarda yıllar geçtikçe ya demode olur,
ya da haşerata yem. Bu yüzden İslâm dini her
konuda olduğu gibi bu konuda da orta yolu
tavsiye eder, gerçek ve zarurî ihtiyaçları esas
alır.
Burada Hz. Peygamber (s.a.s.)'in
kızı Hz. Fâtıma için hazırlanan çeyizi örnek
olarak veriyoruz. Hz. Peygamber, kızı Fâtıma'nın
düğününde Hz. Ebû Bekr'i çağırarak şöyle
demiştir. "Ey Ebû Bekir şu parayı a! çarşıya
giderek Fatıma ya gerekli çeyiz eşyasını al.
Sana yardımcı olması için Selman-ı Farisî ve
Bilal-i Habeşî yi de beraberinde götür." Hz.
Peygamber ona, Hz. Ali'nin mehir olarak verdiği
400 dirhem gümüş paradan 63 dirhemini vermişti.
Çarşıdan alınan çeyiz eşyası şunlardır: 3 adet
minder, 1 adet seccade,1 adet içi hurma lifiyle
dolu yüz yastığı, 2 adet el değirmeni, 1 adet su
tulumu,1 adet su testisi,1 adet meşin su
bardağı,1 adet elek,1 adet havlu,1 adet koç
postu, 1 adet alaca kilim,1 adet divan, 2 adet
Yemen işi alaca elbise,1 adet kadife yorgan.
(Asım Köksal, Hz. Muhammed ve İslâmiyet, Medine
Devri, II, 216) İslâm'a göre kadın, kendisine
verilen mehirle veya şahsî malıyla çeyiz yapmaya
zorlanamaz. Kadının babası da kendi malından
çeyiz yapmak zorunda değildir. Kadının koca
evine hiç çeyizsiz veya kocanın verdiği mehre
uygun olmayan az bir çeyizle zifafa gönderilmesi
mümkün ve caizdir. Çünkü, bir kadın evlendikten
sonra, onun geçimini sağlamak kocasının
görevidir. Ev temin etmek ve eve gerekli olan
eşyayı sağlamak da bu görevin kapsamına girer.
Ancak kızın ana-babası örfen böyle bir çeyiz
hazırlamışlarsa, bunlar kızlarına ait şahsî mülk
sayılır (en-Nisa, 4/4; Bilmen, Istilâhât-ı
Fıkhıyye Kamusu, II,148).
Mâlikî
mezhebine göre mehir kadına evlilikten önce
teslim edilmiş olursa, bununla çeyiz yapması
gereklidir (el-Cezîrî, el-Fıkh Ale'l
Mezâhibi'l-Erbaa, IV, 291 vd.).
Günümüzde
her anne ve baba sosyal seviyelerine göre,
beldelerindeki örf ve adetlere uyarak, fazla
borca girmeksizin, gelin olacak kızlarına çeyiz
hazırlamayı selefimizin güzel adet ve
ananelerinden görmekte ve kızlarının çeyizlerini
kendileri hazırlamaktadır.
İslâm'da
karı-koca arasında mal ayrılığı prensibi esas
alınmıştır. Aile yuvası içinde kadın, çeyiz
olsun, çalışma, miras vb. yollarla olsun
kendisine ait malların mâliki sayılır. Kocası
ona ait serveti, izinsiz kullanamaz. Kocanın
ölümü veya boşanma hâlinde de kadın kendine ait
çeyiz eşyasını ve diğer mallarını
alır.
Hamdi DÖNDÜREN
Nişan
Nişanlanma;
Evlenme isteği
üzerine verilen söz ile yapılan akit ve
merasimler.
Nişan merasimi nikah
sayılmaz. Evlenecek kadınla erkeğin birbirini
daha iyi tanımaları, eksiklerin tamamlanması,
öğrenim ve askerlik gibi bir kısım engellerin
aşılması, resmî bazı formalitelerin
tamamlanması, belli bir zaman tahsisini gerekli
kılar. Yani söz kesilir kesilmez, hemen nikâh
akdi yapmak çoğu zaman mümkün olmaz. İşte, sözle
nikâh arasında geçen bu döneme "sözlülük veya
nişanlılık" denir. Arapçada "hutbe" kelimesiyle
ifade edilen bu müessese, sözlükte; kız istemek,
söz vermek, söz kesmek ve nişanlanmak
anlamlarına gelir.
İslâm'da, ömür boyu
beraber yaşayacak olan eşlerin, evliliğe karar
vermeden önce gereken tedbirleri alması, iyi
düşünmesi gerekmiş ve bunun için de
evleneceklerin görüşmesi âdet hâline gelmiştir.
Ancak nişanlıların nikâhtan önce birbirlerine
haram olduklarından dolayı görüşüp konuşmaları,
beraber gezmeleri veya sohbet etmeleri caiz
değildir.
Evlenecek eşlerin daha önceden
birbirlerini görmeleri mümkün ve caizdir.
Bakılacak yerler ellerle, yüz ve ayaklardır.
Muğîre (r.a) bir kadınla evlenmek istemiş, Hz.
Peygamber (s.a.s) kendisine: "O kadına bak,
çünkü bakmak yıldızınızın barışması için daha
uygundur" buyurmuştur (Tirmizî, Nikâh, 5). Yine
Allah'ın Elçisi, Ensar kadınlarından biriyle
evlenmek isteyen bir sahâbiye; "Git ve ona bak,
zira Ensar kadınlarının gözlerinde bazı göz
kusurları bulunabilir" (Müslim,
Mesâi)
İslâm dini dünürcülük safhası ile
ilgili bazı düzenleyici hükümler getirmiştir. Bu
yüzden, kadın, dünürcülere müsbet cevap vermiş,
söz kesilmiş, nişan yapılmışsa, artık bu kadına
bir başka erkek dünür gönderemez. Hz. Peygamber
(s.a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Sizden
biriniz din kardeşinin dünürlüğü üzerine
dünürlük göndermesin. Ta dünür gönderen ondan
önce vazgeçinceye yahut kendisine izin verinceye
kadar" (Buhârî, Nikâh, 45). Teklif kadın
tarafından reddedilmişse, bu takdirde ikinci bir
isteme caizdir. İlk teklif sahibi, ikincisine
izin vermişse, bu takdirde ikinci teklif
serbesttir.
İslâm hukuku, nişanlıları
evlenmeye mecbur etmemiştir. Ancak meşrû bir
sebep olmaksızın nişanı bozmak mekruh veya haram
sayılmıştır. Nişanın bozulması halinde, daha
önce mehir verilmiş ise, bunun iâdesi gerekir.
Nişanlıların birbirlerine verdikleri hediyelere
gelince... Bu konuda hîbeden dönme hükümleri
uygulanarak, bunlar mevcutsa aynen iade edilir.
Kullanılmış ve artık mevcut değilse birşey
gerekmez. Şâfiîlere göre, hediyeler duruyorsa
aynen, kullanılmış ve yokolmuşsa bedeli
bakımından iade edilirler. Mâlikîlere göre ise,
nişanlanma ve evlenme örf ve âdetin çok rol
oynadığı bir saha olduğu için, hediyeler
konusunda o beldenin örfüne uyulur. Örf kaidesi
yoksa ve nişanı erkek bozmuş olursa, kadın
verilen hediyeleri iâde etmek zorunda
değildir.
İA
Gelinlik giymek caiz midir?
'Nikah merasiminde gelinlik giyilebilir mi?
Gelinlik tesettüre aykırı düşer mi? Tesettüre
uygun gelinliğin yabancı erkeklerin görmesinde
bir mahzur var mıdır?'
Müslüman
kadının nasıl örtüneceği, namahrem erkeklerin
yanına veya sokağa çıktığı zaman nasıl bir örtü
takınabileceği Kur'an-ı Kerimde açıkça
bildirildiği gibi; hadis-i şeriflerde, sahabe
hanımların tatbikatlarında belirtilmiş,
gösterilmiştir. Bilineni bir tekrardan öte, bir
tespit bakımından bu husustaki ayetlerin mealini
verelim:
'Ey Peygamber, hanımlarına,
kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına, dışarı
çıkarken üstlerine cilbab (örtü) almalarını
söyle. Bu onların hür ve namuslu bilinmelerini
ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi
sağlar. Bununla beraber Allah bağışlar ve
merhamet eder.'(1)
Bu ayetle birlikte,
'İslamdan önceki Cahiliye kadınlarının yaptığı
gibi süslerinizi göstererek ve görünmek için
dışarı çıkmayın';(2) Nur Suresinin 31. ayet-i
kerimesindeki, 'kendiliğinden görünenleri
müstesna, süslerini açmasınlar. Başörtülerini
yakalarının üzerinden iyice bağlasınlar'
ifadeleri mü'min kadınların nasıl
giyineceklerinin birer ölçüsüdür.
İlk
ayette geçen 'cilbab' kelimesini, müfessirler,
vücudu baştan aşağı örten dış kisve, elbisenin
üzerinden giyilen dış kıyafet olarak
açıklarlar.(3)
Dikkat edileceği gibi,
Ahzap Suresinin 59. ayetinde kadınların mahrem
yerlerini örten elbisenin dışında bir de sokağa
çıkarken ayrıca giyecekleri bir örtünün
giyilmesinin gerektiği ifade edilmektedir.
Gerçek manada tesettür ancak bu şekilde mümkün
olmaktadır. Yoksa, ev içinde kadının mahremleri
arasında giydiği elbise ile dışarı çıkması,
Kur'an'ın istediği şekilde bir tesettür
değildir. Bu örtünün adı ne olursa olsun, esas
olan bedeni bütünüyle örten bir dış örtü
olmasıdır.
Zaten sahabe hanımların, ayet
iner inmez nasıl örtündükleri de bu şekle
müşahhas bir misal olmaktadır. Peygamberimizin
bahtiyar hanımlarından Ümmü Seleme Hazretleri,
bu ayet nazil olduktan sonra Ensar kadınlarının
üzerlerine siyah örtüler alarak başları üzerinde
kuşlar varmışçasına tam bir edep ve sükunet
içinde dışarı çıktıklarını söylemektedir.
Ayet-i kerimenin sonunda 'Allah bağışlar
ve merhamet eder' denmektedir. Bu bağışlama,
kadınların bu ayet inmeden önceki cahiliye adeti
üzerine giyiniş şeklini içine almaktadır.
Mü'min hanımların, ince dokunmuş,
altlarını belli edecek şekilde elbise giymeleri
de tesettüre aykırı bir giyim şeklidir. Bir
seferinde Beni Temim kabilesinden bir grup kadın
Hz. Aişe'nin yanına gelirler. Üzerlerinde ince
elbiseler vardır. Bu durumu gören Hz. Aişe, 'Nur
Suresine inanan mü'min bir kadın, bu şekilde
giyinemez.' diye hatırlatmada bulunur.(4)
Gelinlik giymeye gelince, herkesin
bildiği gibi gelinlik; manto, elbise, pardesü
gibi içeride ve dışarıda giyilen alışılmış
kıyafetlerden değildir. Belli bir zamanda
giyilmek üzere özel olarak hazırlanmış bir
kıyafettir. Maksat, gelini daha cazip hale
getirmektir.
Gelinin vücut hatlarını
örtmeyecek kadar şeffaf, başı, kolları ve diğer
yerlerini kapatmayacak ölçüde dikilmiş
gelinliklerin tesettür yerine geçmeyeceği
açıktır. Kadın ve erkeklerin karışık olarak
bulundukları nikah salonlarında ve düğün
merasimlerinde dinen bu tarz gelinliklerin
giyilemeyeceği bellidir.
Ancak böyle
gelinliklerin sırf hanımlar arasında yapılan
merasimlerde, erkeklerin bulunmaması şartıyla
giyilmesi caiz olabilir. Buna rağmen bu meselede
hassas olan kimselerin böylesine tesettür
ölçüsünden uzak gelinlikleri giymemeleri uygun
olur.
Gelinlik giymekte arzulu olanlar
tesettürü yerine getiren gelinlikler giymek
şartıyla merasimlerde ve törenlerde bulunurlar.
Dini hassasiyet taşıyan aileler zaten bugün
düğün merasimlerinde de kadın ve erkeklere
farklı salonlarda ağırladıklarından muhtemel
mahzurlar da böylece ortadan kalkmış
bulunmaktadır.


|