PEYGAMBERİMİZ (s.a.v)’İN MUCİZELERİ
İÇİNDEKİLER
Giriş
Allah'ın Peygamberimiz (SAV)'e Bahşettiği Mucizeler
Peygamberimiz (SAV)'in En Büyük
Mucizesi: Kuran-ı Kerim
Peygamberimiz (SAV)'in Üstün Kişiliği
Allah'ın Bir Mucizesidir
Peygamberimiz (SAV)'in Hayatındaki Bazı
Mucizeler
Peygamberimiz (SAV)'in Dualarının Kabul
Olunması
Allah'ın Peygamberimiz (SAV)'in
Üzerindeki Mucizevi Koruması
Peygamberimiz (SAV)'e Verilen Gayb
Bilgileri
Sonuç
Evrim Aldatmacası
GİRİŞ
Tarih boyunca yaşamış olan tüm
topluluklara Allah Kendi Katından seçip beğendiği bir elçi göndermiş, insanlara
dünyada ve ahirette güzel bir hayat yaşamanın yollarını göstermiştir. Kuran'da
bunun, iman edenler için büyük bir lütuf ve rahmet olduğu bildirilmiştir:
Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde kendilerinden onlara
bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor,
onları arındırıyor ve onlara Kitab'ı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar
apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)
Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.
(Enbiya Suresi, 107)
Gönderildikleri toplumlar için büyük
birer lütuf olan elçiler insanlara doğru yolu göstermiş, onların karanlıklardan
aydınlığa çıkmalarına vesile olmuş, tüm kainatı yoktan var eden Rabbimiz'in
emirlerini insanlara tebliğ etmişlerdir. Huzur, güvenlik, barış ve adalet dolu
bir hayatın ancak din ahlakının eksiksiz yaşanmasıyla mümkün olabileceğini
insanlara anlatmışlardır. Ancak Kuran'da bildirilen "...Ancak
insanların çoğu iman etmezler." (Rad Suresi, 1) ayetinin bir tecellisi
olarak, tarih boyunca, elçilerin kendileri için ne kadar büyük bir rahmet
olduğunu takdir edip iman edenlerin sayısı az olmuştur.
Allah'ın mübarek elçileri, Kuran'da Hz.
Muhammed (sav) için "Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman
edecek değildir." (Yusuf Suresi, 103) ayetiyle de bildirildiği gibi,
insanların iman etmelerini içten arzu etmişlerdir. Dünyada ve ahirette nimete
kavuşmaları, olabilecek en güzel ve en mutlu hayatı yaşayabilmeleri için onları
doğruya çağırmışlardır. Buna karşılık insanlardan hiçbir ücret talep
etmemişler, yalnızca onların iman etmelerini ve güzel ahlaklı olmalarını
istemişlerdir. Samimi Allah korkuları ve üstün ahlakları nedeniyle yaşamlarını
bu uğurda şerefle geçirmişlerdir. Yine hiçbir çıkarları olmadığı halde,
insanlara imanı ve güzel ahlakı sevdirebilmek için çok büyük zorluklarla karşı
karşıya kalmış, türlü olaylarla denenmişlerdir. Ancak zorluk gibi görünen tüm
olaylar, onların imanlarını ve şevklerini daha da artırmıştır. Allah'ın İlahi
yardımı ve desteğiyle büyük bir cesaret örneği sergilemiş ve sonucunda da
Allah'ın izniyle galip gelen daima onlar olmuşlardır. Rabbimiz Kuran'da şöyle
buyurmuştur:
Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve
elçilerim de." Gerçekten Allah, en
büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)
Allah, ihlaslarına, sadakatlerine,
sabırlarına, samimiyetlerine ve tevekküllerine karşılık bu kutlu şahısların
kalplerine güven ve huzur duygusu indirmiş, onları maddi ve manevi yönden güçlü
kılmış ve inkar edenlerin onlar aleyhindeki tuzaklarını bozmuştur. Kuran'da
Allah'ın peygamberlerine olan desteği ve koruması şöyle bildirilmektedir:
Şüphesiz, Biz elçilerimize ve iman edenlere dünya
hayatında ve şahidlerin (şahidlik için) duracakları gün elbette yardım
edeceğiz. (Mümin Suresi, 51)
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu
görevini) yapmayacak olursan O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah
seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah kafir olan bir topluluğu
hidayete erdirmez. (Maide Suresi, 67)
İnkar edenlerin Peygamberimiz Hz.
Muhammed (sav)'in hayatına son vermek amacıyla düzenledikleri tuzak karşısında
ise Allah, Peygamberimiz (sav)'e olan desteğini şöyle haber vermiştir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya
sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken,
Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların
(tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)
Kuran'ın birçok ayetinde de bildirildiği
gibi Allah, elçilerini karşılaştıkları her türlü zorluğa, tuzağa, sıkıntıya
karşı korumuş, bu mübarek şahısların üzerindeki nimet ve bereketini artırmış,
her zorluğun ardından onlara bir çıkış yolu yaratmıştır. İçerisinde
bulundukları zor şartlarda Allah, elçilerinin cesaretlerini ve güçlerini
artırmış, üzerlerindeki yükün ağırlığını hafifletmiş, rahmetini hatırlatarak
kalplerini kuvvetlendirmiştir.
Rabbimiz bazı elçilerini de mucizeler
bahşederek desteklemiştir. Rabbimiz'in büyük bir nimeti olan bu mucizeler
insanlarda çok büyük bir etki oluşturmuş; müminlerin hidayetlerini ve
şevklerini daha da artırırken, pek çok kişinin de imanına vesile olmuştur.
Rabbimiz'in
Peygamberlere Bahşettiği
Mucizeler
Rabbimiz, kimi zaman elçilerini inkar
edenlerin ve müşriklerin tuzaklarından korumak, kimi zaman da insanların
imanına vesile olması için bazı peygamberlerine mucizeler lütfetmiştir. Kuran-ı
Kerim'de, Yüce Allah'ın mucizelerle desteklediği peygamberlerin tebliğleri,
hayatları ve inkarcılara karşı verdikleri mücadele detaylı olarak
bildirilmiştir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Hz. Musa, Hz. İbrahim
ve Hz. İsa, Rabbimiz'in mucizeler bahşettiği mübarek elçilerindendir.
Örneğin Hz. İbrahim'i ateşe atmak
isteyen inkarcıların tuzakları Rabbimiz'in mucizesiyle bozulmuştur. Allah, "Biz
de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."
(Enbiya Suresi, 69) ayetiyle de haber verdiği gibi, ateşe Hz. İbrahim'e esenlik
olmasını emretmiştir. Böylece Rabbimiz'in mucizesiyle, inkar edenlerin Hz.
İbrahim aleyhinde kurdukları tuzak yerle bir olmuştur. Kuran'da Allah'ın
elçilerinden bazılarına bahşettiği diğer mucizeler şu şekilde haber
verilmektedir:
Hz.
İsa'nın kavmine gösterdiği mucizeler
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene
olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de,
yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve
İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da
(yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı,
alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata)
çıkarıyordun. İsrailoğulları'na apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara
sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de)
İsrailoğulları'nı senden geri püskürtmüştüm." (Maide Suresi, 110)
İsrailoğulları'na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları'na şöyle
diyecek:) "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size
çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik
Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca
hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi
size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet
vardır." (Al-i İmran Suresi, 49)
Hz.
Musa'nın asasının ejderhaya
dönüşmesi
ve karşısındakilerin hilelerini yutması
(Firavun) Dedi ki: "Eğer gerçekten bir ayet getirmişsen
ve doğru sözlülerden isen, bu durumda onu getir (bakalım)." Böylelikle
(Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi. (Araf Suresi,
106- 107)
Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü
onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa
kurtulamaz. (Taha Suresi, 69)
Hz.
Musa'nın elinin bembeyaz olması
Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize
(ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın. Öyle ki sana büyük mucizelerimizden
(birini) göstermiş olalım. (Taha Suresi, 22-23)
Hz.
Musa'nın asasıyla vurarak
denizde
yol açması
İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları:
"Gerçekten yakalandık" dediler. (Musa:) "Hayır" dedi.
"Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." Bunun
üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz
hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de
buraya yaklaştırdık. Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış
olduk. Sonra ötekileri suda boğduk. (Şuara Suresi, 61-66)
Hz.
İbrahim'in parçaladığı kuşların
ona
canlı olarak geri gelmeleri
Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini
göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince,
"Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi.
"Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp)
her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak
gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir." (Bakara Suresi, 260)
Hz.
Meryem'in yanında hep hazır
yiyecek
olması
... Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir
yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu,
Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık
verendir" dedi. (Al-i İmran Suresi, 37)
Hz.
Yunus'un balık tarafından
yutulduktan
sonra mucizevi şekilde kurtulması
Şüphesiz
Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi. Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. Böylece
kur'aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu. Derken onu balık yutmuştu, oysa
o kınanmıştı.
Hz.
Zekeriya'nın ilerlemiş yaşında
çocukla
müjdelenmesi
Orada
Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim, bana Katından tertemiz bir soy armağan
et. Doğrusu Sen, duaları işitensin" dedi. O mihrapta namaz kılarken, melekler
ona seslendi: "Allah,
Kuran ayetlerinde, yukarıda yer verilenlerin dışında daha
birçok mucize haber verilmektedir. Rabbimiz'in bize haber verdiği bu mucizeler,
tüm kainatın sahibi, sonsuz güç ve kudret sahibi olan Rabbimiz'in dilemesiyle
meydana gelmektedir. Her bir mucize Allah'ın "Ol" emriyle ve Allah'ın
dilediği şekilde gerçekleşmektedir. Allah bir Kuran ayetinde şu şekilde
buyurmaktadır:
Andolsun,
senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın
izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak
iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm,
son) vardır. (Ra'd Suresi, 38)
Maide Suresi'nde de Hz. İsa'nın, mucizeleri "Allah'ın
izniyle" gerçekleştirdiği haber verilmektedir:
Allah
şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa,
Peygamberlerin hepsi Rabbimiz'e teslim
olmuş, yüksek ahlaklı, alemlere üstün ve örnek kılınmış, mübarek kimselerdir.
Tüm insanlar gibi onlar da Rabbimiz'in huzurunda aciz ve muhtaçtırlar. Allah
tüm kainatı yoktan var eden, tüm varlıklar üzerinde mutlak güç ve hakimiyet
sahibi olandır. Canlı cansız herşeyin kontrolü Allah'a aittir. Tüm kainat,
göklerde ve yerde bulunan canlı - cansız herşey: tüm insanlar, hayvanlar,
bitkiler, eşyalar Allah'a aittir. Hepsini yaratan alemlerin Rabbi olan
Allah'tır. Herşey O'nun emriyle hareket eder, o dilediği sürece varlığını
sürdürebilir.
Tüm canlı varlıkları besleyen, onlara
gökten ve yerden rızık veren, yeri yeşerten, geceyi karartan, Güneş'i parlak
bir ışık kılan, mevsimleri var eden Yüce Allah'tır. Dünyanın yaratılışından
itibaren yaşamış olan tüm insanları yaratan Allah'tır. Canlı ya da cansız herşey
varlığını Allah'a borçludur ve tüm varlığıyla O'na muhtaçtır. Rabbimiz'in
insanlar arasından seçip elçilik göreviyle şereflendirdiği peygamberleri de
Allah'ın yarattığı ve O'nun emriyle hareket eden, Allah'a muhtaç insanlardır.
Gösterdikleri mucizeler de sadece Allah'ın dilemesiyle meydana gelmektedir.
Enbiya Suresi'nde Rabbimiz'in sonsuz
gücü şu şekilde haber verilmektedir:
Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun yanında olanlar, O'na
ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar. Gece ve gündüz,
hiç durmaksızın tesbih ederler. Yoksa onlar, yerden birtakım ilahlar edindiler
de, onlar mı (ölüleri) diriltecekler? Eğer her ikisinde (gökte ve yerde)
Allah'ın dışında ilahlar olsaydı, elbette, ikisi de bozulup gitmişti. Arşın
Rabbi olan Allah onların nitelendiregeldikleri şeylerden Yücedir. O,
yaptıklarından sorulmaz, oysa onlar sorguya çekilirler. Yoksa O'ndan başka
ilahlar mı edindiler? De ki: "Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin. İşte
benimle birlikte olanların zikri (Kitab'ı) ve benden öncekilerin de
zikri." Hayır, onların çoğu hakkı bilmiyorlar, bundan dolayı yüz
çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 19-24)
Bizim bu kitaptaki amacımız da Allah'ın,
üstün ahlakı, derin imanı, her tavrı ve sözüyle insanlara örnek kıldığı mübarek
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in mucizelerinden bazılarını insanlara
hatırlatmaktır. Peygamberimiz (sav), Allah'ın izniyle, hayatı boyunca insanlara
birçok mucize göstermiştir. Bu mucizelerden bazılarına sadece sahabeler şahit
olurlarken, bir kısmı ise inkar edenlerin çok büyük bir bölümü tarafından
görülmüştür.
Peygamberimiz (sav)'in mucizelerinin bir
kısmı Kuran ayetlerinde, bir bölümü de Peygamber (sav)'in hadislerinde ve İslam
alimlerinin çeşitli açıklamalarında aktarılmaktadır. Amacımız, alemlere rahmet
olarak gönderilen bu mübarek insanın mucizevi yönlerini insanlara göstermek ve
onları Kuran-ı Kerim'i ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetini kendilerine
rehber edinmeye davet etmektir.
Peygamber Efendimiz (sav) Allah'ın, "…
Ancak o, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur..." (Ahzab
Suresi, 40) ayetiyle bildirdiği gibi insanlar için son peygamber olarak gönderilen,
Allah'ın en son hak kitabını vahyettiği, güzel ahlakı, takvası, Allah'a olan
yakınlığı ile insanlara örnek kıldığı mübarek bir insandır. O, Allah'ın dostu,
müminlerin de dostu ve velisidir. Allah'ın, "Gerçek şu ki, Biz senin
üzerine ‘oldukça ağır' bir söz (vahy) bırakacağız" (Müzzemmil Suresi,
5) ayetiyle de bildirdiği gibi Peygamberimiz (sav)'e çok büyük bir sorumluluk
vermiştir. Peygamberimiz (sav) ise, Allah'a olan güçlü imanıyla, kendisine
verilen bu sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirmiş, insanları Allah'ın
yoluna davet etmiş ve tüm inananların yol göstericisi olmuştur.
Kitabın girişinde de belirttiğimiz gibi
Rabbimiz pek çok elçisine harikulade mucizelerle lütufta bulunmuştur. Yüce
Allah, kıymetli Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'i de Kendi Katından birçok
mucizeyle desteklemiştir. Bu mucizelerden en büyüğü ise hiç şüphesiz,
Rabbimiz'in insanlara bir hidayet rehberi olarak gönderdiği Kuran-ı Kerim'dir.
Rabbimiz Kuran'ı Peygamberimiz (sav)'in kalbine vahyetmiştir.
Peygamberimiz (sav)'in
kalbine bırakılan vahiy
İslami ve tarihi kaynaklara göre sevgili
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) 40 yaşlarında peygamberlikle
şereflendirilmiştir. Ancak Peygamberimiz (sav) vahiy almaya başlamadan önce de
birçok mucizevi olay gerçekleşmiştir. Bu mucizelerden biri Peygamberimiz
(sav)'in geceleri gördüğü rüyaların aynı şekilde gerçekleşmesidir. Hadislerde
bildirildiğine göre "salih rüyalar" yaklaşık 6 ay sürmüştür. Büyük
İslam alimi İmam Suyuti, Olağanüstü Yönleriyle Peygamberimiz adlı önemli
eserinde bu rüyaları şu şekilde aktarmaktadır:
Allah Resulü (sav)'ne indirilen vahyin başlangıcı, uykuda
gördüğü salih rüya şeklinde olmuştur. Gördüğü her rüya sabah aydınlığı gibi
gerçek çıkıyordu...1
Hadislerde bildirildiğine göre,
Peygamberimiz (sav) 40 yaşlarına geldiğinde sık sık Mekke'ye
Allah Cebrail'i vesile kılarak kutlu
elçisine İslam dinini vahyetmiştir. Hiç şüphesiz bu, Rabbimiz'in çok büyük bir
lütfudur. Peygamber Efendimiz (sav) de derin imanı, Allah korkusu, takvası,
üstün ahlakıyla buna layık ve ehil, mübarek bir insandır. Yüce Allah bir ayetinde
şöyle buyurmaktadır:
(Vahyi sende bırakan) Rabbin rahmetinden başka(sı değildir).
Şüphesiz O'nun lütfu senin üzerinde çok büyüktür. (İsra Suresi, 87)
Allah bir diğer ayetinde de şu şekilde
bildirmiştir:
Kitabın sana (kalbine vahy ile) bırakılacağını umud etmezdin;
(bu,) Rabbinden ancak bir rahmettir... (Kasas Suresi, 86)
Peygamberlik makamıyla
şereflendirilmeden önceki altı ay boyunca gördüğü rüyaların aynı şekilde
çıkması, Sevgili Peygamberimiz (sav)'in Allah Katında seçilmiş olduğunun
delillerinden biridir. İslam alimleri bu durumu, Allah'ın insanlara gönderdiği
son peygamberini bu büyük göreve "uykusunda hazırladığı" şeklinde
yorumlamaktadırlar. Bu "salih rüyaların" ardından, Allah'tan aldığı
ilk vahiyle Peygamber Efendimiz (sav) tüm insanlara bir hidayet önderi
kılınmıştır. Daha sonra da çok büyük bir kararlılıkla, vefat edene kadar,
insanları Allah'a ve O'nun yoluna davet etmiştir. Peygamberimiz (sav)'in ilk
vahiy alışı öncesindeki mucizevi olaylar hadislerde şöyle anlatılmaktadır:
Hz. Ayşe anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'a
vahiy olarak ilk başlayan şey uykuda gördüğü salih rüyalar idi. Rüyada her ne
görürse, sabah aydınlığı gibi aynen vukua geliyordu. (Bu esnada) ona yalnızlık
sevdirilmişti. Hira mağarasına çekilip orada, ailesine dönmeksizin birkaç gece
tek başına kalıp, tahannüs'de (ibadette) bulunuyordu. Bu maksadla yanına azık
alıyor, azığı tükenince Hz. Hatice (ra)'ya dönüyor, yine aynı şekilde azık alıp
tekrar gidiyordu. Bu hal, kendisine Hira mağarasında Hak gelinceye kadar devam
etti. Bir gün ona melek gelip:
- "Oku!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
- "Ben okuma bilmiyorum!" cevabını verdi.
(Aleyhissalâtu vesselâm hâdisenin gerisini şöyle anlatır:
- "Ben okuma bilmiyorum deyince melek beni tutup
kucakladı, takatım kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı. Tekrar:
- "Oku!" dedi. Ben tekrar:
- "Okuma bilmiyorum!" dedim. Beni ikinci defa
kucaklayıp takatım kesilinceye kadar sıktı. Sonra tekrar bıraktı ve:
"Oku!" dedi. Ben yine: "Okuma bilmiyorum!" dedim. Beni
tekrar alıp, üçüncü sefer takatım kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı ve:
- "Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan
pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin kerimdir, o kalemle öğretti. İnsana
bilmediğini öğretti" (Alâk Suresi 1-5) dedi.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bu vahiyleri öğrenmiş
olarak döndü...2
Kuran'da da, Peygamberimiz (sav)'in
Cebrail ile görüşmesi ve Kuran ayetlerinin kendisine bildirilmesi birçok ayetle
haber verilmektedir. Necm Suresi'nde Peygamberimiz (sav)'e Kuran'ı öğretenin
Cebrail olduğu şu şekilde bildirilmektedir:
Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.
O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre)
konuşmaz.
O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi
(Cebrail) öğretmiştir. (Necm Suresi, 2-5)
Bu ayetlerin devamındaki ayetlerde de
Cebrail'in Kuran'ı Kerim'i, Peygamberimiz (sav)'e öğretmesi sırasındaki
harikulade olaylar şöyle haber verilmektedir:
(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen
doğruldu.
O, en yüksek bir ufuktaydı.
Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya
daha yakınlaştı.
Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.
Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?
(Necm Suresi, 6-12)
Daha birçok ayette de Kuran'ı indirenin
Cebrail olduğu haber verilmektedir. Bu ayetlerde Cebrail için "Ruhu'l
Kudüs" ve "Ruhu'l Emin" şeklinde de buyurulmaktadır:
Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey)
değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip
Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm
ve hikmet sahibidir. (Şura Suresi, 51)
De ki: "Cibril'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten
onu (Kitab'ı), Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler
için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur. (Bakara Suresi,
97)
De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir
müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs
indirmiştir." (Nahl Suresi, 102)
Gerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir.
Onu Ruhu'l-Emin indirdi. Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine
(indirmiştir). (Şuara Suresi, 192-194)
Kendisine Cebrail tarafından vahyedilen
ilk ayetlerden sonra Peygamberimiz (sav)'e gelen vahyin belli bir süre
kesildiği rivayet edilmektedir. Hadislerde vahyin kesilmesinden sonra ilk
olarak Müddessir Suresi'nin ilk ayetlerinin Peygamber Efendimiz (sav)'e
vahyolunduğu ve kendisinin tebliğ görevine bu ayetlerin vahyinden sonra
başladığı haber verilmiştir.3 Bundan sonra Allah'ın verdiği emirle,
Peygamberimiz (sav) insanlara yalnızca Allah'a iman etmeyi, O'na kesinlikle
şirk koşmamayı anlattı. Müddessir Suresi'ndeki ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar. Rabbini
tekbir et (yücelt) (Müddessir Suresi, 1-3)
Görüldüğü gibi, Şuara Suresi'nin 194.
ayetinde vahyin Peygamberimiz (sav)'in kalbine indirildiği haber verilmektedir.
Ala Suresi'nin 6. ayetinde ise Allah, "Sana okutacağız, sen de
unutmayacaksın" buyurarak, Peygamber Efendimiz (sav)'e Kuran'ı
Kendisi'nin ezberleteceğini bildirmektedir. Kuran'ın tüm ayetlerini bu şekilde
öğrenmesi Rabbimiz'in Peygamberimiz (sav)'e bahşettiği mucizelerinden biridir.
Kuran ayetleri Peygamberimiz (sav)'in
kalbine yerleştirilmiş, kendisi tüm hayatı boyunca Kuran ayetleriyle tebliğ
yapmıştır. Allah, Ala Suresi'nin 8. ayetinde "Ve seni kolay olan için
başarılı kılacağız" buyurarak Peygamberimiz (sav)'e yardım ettiğini ve
Katından bir nimet olarak onu başarılı kılacağını müjdelemiştir.
Rabbimiz, "...İman edenlere
yardım etmek ise, Bizim üzerimizde bir haktır" (Rum Suresi, 47)
ayetiyle de bildirdiği gibi mübarek elçisine hep yardım etmiştir. Bu kutlu
şahsın kalbine ferahlık vermiş, aklında, ilminde, hafızasında harikuladelikler
yaratmıştır.
Allah Kıyamet Suresi'nde de Kuran
ayetlerini Peygamberimiz (sav)'e okutan ve unutturmayanın Kendisi olduğunu
bildirmiştir:
Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp
dilini onunla hareket ettirip-durma. Şüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu
(sana) okutmak Bize ait (bir iş)tir. Şu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de
onun okunuşunu izle. Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir.
(Kıyamet Suresi, 16-19)
Ayetlerde de görüldüğü gibi, Allah özel
olarak Kuran ayetlerini Peygamberimiz (sav)'in hafızasına yerleştirmiştir.
Allah bir başka ayette Peygamberimiz (sav)'e şöyle buyurmuştur:
Hak olan, biricik hükümdar olan Allah Yücedir. Onun vahyi
sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki:
"Rabbim, ilmimi arttır." (Taha Suresi, 114)
Peygamberimiz (sav) Allah'a olan coşkulu
imanı, derin sevgisiyle Rabbimiz'in bütün emirlerine gönülden boyun eğmiştir.
Allah da onu güçlü ve başarılı kılmış, ona pek çok nimet bahşetmiş, dünyada ve
ahirette seçkinlerden kılmıştır.
Peygamberimiz (sav)'e
vahyin geldiği
sırada şahit olunanlar
Allah Müzzemmil Suresi'nde Peygamber
Efendimiz (sav)'e gece kalkıp vahiy için hazırlık yapmasını buyurmuş, vahyin ne
kadar ağır bir söz olduğunu haber vermiştir:
Ey örtüsüne bürünen,
Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk:
(Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt.
Veya üzerine ilave et. Ve Kur'an'ı belli bir düzen içinde
(tertil üzere) oku.
Gerçek şu ki, Biz senin üzerine ‘oldukça ağır' bir söz (vahy)
bırakacağız.
Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında
uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır.
Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır.
Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca
O'na yönel. (Müzzemmil Suresi, 1-8)
Hadislerde de, Peygamberimiz (sav)
Allah'tan vahiy alma gibi olağanüstü bir olayı yaşarken bulunduğu odada
harikulade manevi olaylar yaşandığı bildirilmektedir. Bazı hadislerde
Peygamberimiz (sav)'e vahiy geldiği zaman çevresindekilerin arı uğultusu gibi
bir ses duydukları bildirilmektedir. Bazı kaynaklarda ise Peygamberimiz
(sav)'in yüzünün yanında arı uğultusu gibi bir ses duyulduğu aktarılmaktadır.4
Buhari ve Müslim, Hz. Ayşe (ra)'dan şu hadis-i şerifi nakletmişlerdir:
El-Haris b. Hişam Resulullah (sav)'a: "Vahiy nasıl
geliyor?" diye sordu. Şöyle buyurdu: "Bazen çan sesi gibi bana çok
ağır bir şekilde gelip dediklerini kavradığımda benden ayrılıyor. Bazen insan
kılığında gelir, bana konuşur ve ben de onun dediklerini ezberleyip
kavrarım.""5
Buhari ve Tirmizi Hz. Ayşe (ra)'dan şunu
da nakletmişlerdir:
Andolsun ki O'nu şöyle görmüştüm: Çok soğuk bir günde vahiy
inmişti. Melek yanından ayrıldığında alnından –sel gibi- ter boşanıyordu.6
Taberani ise Zeyd b. Sabit (ra)'dan şunu
nakletmiştir:
Ben Allah Resulü'ne gelen vahiyleri yazardım. O'na vahiy
indiğinde, şiddetli bir yorgunluk hisseder ve inci tanesi gibi terler
boşalırdı. Vahiy hali sona erdiği zaman O okur, ben de yazardım.7
Ebu Nu'aym, el-Feltan b.Asım'dan şunu
nakletmiştir:
Allah Resulü (sav)'e vahiy indiği zaman, gözleri açık, kulağı
ve kalbi Allah tarafından gelen (ayetlerde) olurdu.8
Ebu Nu'aym, Ebu Hüreyre (ra)'dan şunu
nakletmiştir:
Allah Resulü (sav)'e vahiy geldiği zaman, kendinden geçer
gibi olurdu.9
Peygamberimiz (sav)'in en büyük mucizesi
Kuran-ı Kerim'dir. Allah, bundan 14 asır önce, insanlara yol gösterici bir
kitap olan Kuran-ı Kerim'i indirmiş ve tüm insanlığı ona uyarak kurtuluşa
ermeye davet etmiştir. Rabbimiz Kuran için, "Oysa o (Kuran) alemlere
bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey
değildir." (Kalem Suresi, 52) buyurmuştur.
Kuran, indirildiği günden bu yana her
çağda yaşayan her insan grubunun anlayabileceği kolay ve anlaşılır bir dile
sahiptir. Allah, Kuran'ın bu üslubunu, "Andolsun Biz Kuran'ı zikr (öğüt
alıp düşünmek) için kolaylaştırdık..." (Kamer Suresi, 22) ayetiyle
haber vermiştir. Kuran'ın, aynı zamanda edebi dilinin mükemmelliği, benzersiz
üslup özellikleri ve içerdiği üstün hikmet de, onun Allah'ın sözü olduğunun
kesin delillerindendir.
Kuran'ın bu özelliklerinin yanı sıra,
Allah'ın sözü olduğunu tasdik eden pek çok mucizevi özelliği de vardır. Bu
özelliklerden biri, ancak 20. ve 21. yüzyıl teknolojisiyle eriştiğimiz bazı
bilimsel gerçeklerin, yaklaşık 1400 yıl önce Kuran'da bildirilmiş olmasıdır.
Kuran'ın çeşitli ayetlerinde, son derece özlü ve hikmetli bir anlatım içinde
aktarılan bazı bilimsel gerçekler, ancak son yüzyılların teknolojisi ile keşfedilmiştir.
Kuran'ın indirildiği dönemde bilimsel olarak saptanması mümkün olmayan bu
bilgiler, insanlara Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu bir kez daha
ispatlamaktadır.
Kuran'ın indirildiği 7. yüzyılda, Arap
toplumu bilimsel konular hakkında sayısız hurafeye ve batıl inanca sahipti.
Evreni ve doğayı inceleyecek teknolojiye sahip olmayan Araplar, nesilden nesile
aktarılan efsanelere inanıyorlardı. Örneğin, gökyüzünün dağlar sayesinde tepede
durduğu sanılıyordu. Bu inanışa göre Dünya düzdü ve iki uçtaki yüksek dağlar
birer direk gibi gök kubbeyi ayakta tutmaktaydı. Ancak Arap toplumunun tüm bu
batıl inanışları Kuran'la birlikte ortadan kaldırıldı. Örneğin, "Allah
O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti..." (Ra'd Suresi, 2)
ayeti göğün dağlar sayesinde tepede durduğu inancını geçersiz kıldı. Bunun gibi
daha pek çok konuda, o dönemde bilinmeyen önemli bilgiler Kuran'da insanlara
haber verildi. İnsanların astronomi, fizik ya da biyoloji hakkında çok az şey
bildikleri bir dönemde indirilen Kuran, evrenin yaratılışından insanın
oluşumuna, atmosferin yapısından, yeryüzündeki dengelere kadar pek çok konuda
çok önemli bilgiler içermektedir. (Detaylı bilgi için Bkz.: Kuran Mucizeleri,
Harun Yahya, 4. baskı, Haziran 2004)
Kuran tüm kainatı yoktan var eden, herşeyin
en doğrusunu bilen Allah'ın sözüdür. Her insanın anlayabileceği, sade ve
anlaşılır bir üsluba ve eşsiz hikmete sahiptir. Allah Kuran'ı, insanların
okuyup anlamaları, içinde yazılanları öğrenmeleri, tüm kainatı yoktan var eden
Rabbimiz'i tanımaları, O'na nasıl kulluk edeceklerini bilip, sakınmaları için
göndermiştir. Türlü örnek ve kıssalarla ayetlerini birer birer ve çeşitli
biçimlerde açıklamıştır. Allah'ın, "... Biz Kitap'ta hiçbir şeyi noksan
bırakmadık..." (Enam Suresi, 38) ayetiyle de bildirdiği gibi Kuran
eksiksizdir. Gerek dünya hayatı, gerekse ahiret hayatıyla ilgili pek çok detay,
Kuran'da en hikmetli şekilde açıklanmıştır. Allah, "Andolsun, size
(bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik.
Yine de akıllanmayacak mısınız?" (Enbiya Suresi, 10) ayetiyle de bu
gerçeği bildirmektedir.
Kuran'ın en önemli özelliklerinden biri,
günümüze kadar hiçbir değişikliğe uğramadan, Peygamberimiz (sav)'e vahyedildiği
hali ile bizlere ulaşmış olmasıdır. Allah, bu gerçeği Kuran'da, "Hiç
şüphesiz, zikri (Kuran'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten
Biziz" (Hicr Suresi, 9) ayetiyle haber vermiştir.
Bilindiği gibi, Kuran'dan önceki hak
kitaplar orijinal halleri ile korunamamışlar, tahrif edilmişlerdir. Bu
kitapların içlerine insanlar tarafından bazı eklemeler yapılmış, bazı bölümleri
değiştirilmiş ya da tamamen çıkarılmıştır. Peygamberimiz (sav) ise, kendisine
her vahiy geldiğinde, vahiy Rabbimiz'in bir mucizesi olarak kendisine
ezberletilmiştir. Peygamberimiz (sav) hemen sonra sahabeler içinde "vahiy
katipleri" denilen mübarek şahıslara Kuran'ı yazdırmıştır. Böylece Kuran
yazılı olarak muhafaza edilmiştir. Hz. Ebu Bekir zamanında Kuran tek bir nüsha
haline getirilmiş, Hz. Osman döneminde ise Kuran nüshaları çoğaltılarak, önemli
İslam kentlerine gönderilmiştir.
Kuran tüm insanlar için bir öğüttür
Kuran-ı Kerim, Allah'ın tüm alemlere
öğüt olarak indirdiği ve hükmü kıyamete kadar geçerli olan son hak kitaptır. Kuran'ın
hükümleri indirildiği günden itibaren tüm zamanlar ve tüm insanlar için
geçerlidir ve bu hükümlerin geçerliliği kıyamete kadar devam edecektir. Kuran,
insanlara öğüt verilen ve sonsuz yaşamları için onların uyarıldığı ve yine
onlara doğru yolun gösterildiği bir zikirdir. Allah'ın Kuran'da, "Ve
şüphesiz o (Kuran), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan)
sorulacaksınız" (Zuhruf Suresi, 44) ayetinde bildirdiği gibi insanlar
ahirette Kuran'da yazılı olan tüm hükümlerden eksiksiz bir şekilde sorguya
çekileceklerdir.
Kuran, içerdiği üstün hikmet, geçmişten
ve gelecekten verdiği gerçek bilgiler, gafleti dağıtan, insanlardaki alışkanlık
perdesini kaldıran üslubuyla benzersizdir. Ve Kuran'ın bu mucizevi etkisi,
vahyedildiği günden kıyamete kadar yaratılmış ve yaratılacak olan tüm insanlar
için geçerlidir.
Dünyadaki her insanın sorumluluğu,
Allah'a olan kulluk vazifesini tam olarak yerine getirmektir. Bu ise ancak
Allah'a samimi bir kalple iman edip, Kuran'ı ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetini
rehber edinmekle mümkündür. Her insan bu sorumluluğu yerine getirmeli ve
kıyamete kadar geçerliliğini koruyacak olan Kuran'a kuvvetle sarılmalıdır.
Allah Haşr Suresi'nde, Kuran'ın ne kadar üstün bir Kitap olduğunu ve onu rehber
edinmenin büyük bir sorumluluk olduğunu şu örnekle bildirmiştir:
Şayet Biz bu Kuran'ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık,
andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün.
İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (Haşr
Suresi, 21)
Kuran'da herşey açıklanmıştır
Allah Kuran'da doğrularla yanlışları,
haram ve helalleri çok açık bir şekilde belirtmiştir. Bu nedenle de
vicdanlarının sesini dinleyip, nefislerinin bencil arzularından uzak duran,
Allah'ın hükümlerini uygulamada kesin kararlı olan hidayet ehli kişiler için
doğruyu bulmak çok kolaydır. Kuran her yaştan, her eğitim seviyesinden insanın
rahatlıkla anlayabileceği, öğütlerini kavrayabileceği hikmet dolu bir kitaptır.
Kuran'ın içerdiği hükümler ve ayetlerde tavsiye edilen güzel ahlak son derece
açık, anlaşılır ve kolaydır. Allah'ın hidayet verdiği, samimi niyetli her insan
Kuran'ı rahatlıkla anlayabilir ve anladıklarını tüm tavırlarında ve
düşüncelerinde en güzel şekilde uygulayabilir. Allah Kuran'ın bu özelliğini Bakara
Suresi'nde, "...İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile
batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kuran..."
(Bakara Suresi, 185) ayetiyle bildirmektedir.
Ancak sadece Allah'tan korkup
sakınanlar, O'na gönülden teslim olanlar, ahiret hayatını dünya hayatına tercih
edenler Kuran'dan öğüt alıp düşünürler. Allah başka ayetlerde de şöyle
buyurmaktadır:
Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik, içi
titreyerek korku duyanlara ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (Taha
Suresi, 2-3)
Bu konu aynı zamanda Kuran'ın önemli bir
sırrıdır. Kuran'ı anlamak için yüksek bir zekaya, engin bir kültüre ya da
yeteneğe değil, samimiyete sahip olmak gerekmektedir. Çünkü Allah samimi
kullarına doğruyu gösterir, onların kurtuluşa ermelerini sağlar. Kuran bütün
insanlara gönderilmiş bir kitaptır, ancak yalnızca Allah'tan korkan ve ahiret
gününe iman eden müminler için bir hidayet vesilesi olur. Bu konuyla ilgili
ayetlerden bazıları şöyledir:
Bunlar hikmetli Kitabın ayetleridir; muhsin olanlara bir
hidayet ve bir rahmettir. (Lokman Suresi, 2-3)
Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir
şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi. (Yunus Suresi, 57)
Ayetlerde de bildirildiği gibi Kuran tüm
insanlık alemi için bir öğüt, sakınan ve muhsin olan Müslümanlar için de bir
hidayet rehberidir. Büyük İslam mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursi de "Kuran-ı
Hakim şuurlu insanlara imamdır, cin ve insan topluluğuna mürşiddir (yol gösterendir),
ehl-i kemale (kamil insanlara)rehberdir, ehl-i hakikate (doğru yolda olanlara)
öğretmendir..."10 sözleriyle Kuran'ın salih kullar için bir
doğruluk rehberi olduğunu ifade eder. Allah tüm insanların karanlıklardan nura
çıkmaları için vicdanen cevabını aradıkları her konunun açıklamasını ve
çözümünü Kuran'da bildirmiştir. Nahl Suresi'nde Rabbimiz Kuran için şöyle
buyurmaktadır:
... Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir
hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)
Enam Suresi'nde ise bu gerçek, "...Biz
Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine
toplanacaklardır." (Enam Suresi, 38) şeklinde bildirilmiştir. Kuran'da
herşey en mükemmel, en hikmetli ve en özlü şekilde açıklanmıştır. Bu, Allah'ın
kullarına olan rahmetinin bir tecellisidir.
Allah ayrıca, Kuran vasıtasıyla bize
Kendisi'ni tanıtır; tüm kainatı yoktan var eden, alemlerden müstağni, tüm
eksikliklerden münezzeh, herşeyden haberdar olan gizlinin gizlisini gören,
işiten olduğunu bildirir.
Bunun yanı sıra Kuran'da, insanların
niçin ve nasıl yaratıldıkları, nasıl bir hayat sürerlerse Allah'ın rızasını
kazanabilecekleri, kıyamet günü, cennet, cehennem, ibadet şekilleri, güzel
ahlakın tarifi, beden ve ruh olarak sağlıklı olmanın yolları, zor anlarda ve
beklenmedik durumlarda alınması gereken önlemler, çeşitli insan karakterleri
detaylı olarak açıklanmıştır. Ayrıca bilimsel gerçeklere işaret eden ayetler,
günlük hayata ve toplumsal sorunların çözümlerine dair bilgiler ve daha pekçok
konu hakkında bilgiler verilmiştir. Yani Kuran'da bir insanın yaşamının her
anında gereksinim duyacağı temel bilgilerin tümü mevcuttur. Ayetlerde şu
şekilde bildirilir:
Böylece Biz onu Arapça bir Kuran olarak indirdik ve onda
korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya
da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur. (Taha Suresi, 113)
Andolsun, bu Kuran'da her örnekten insanlar için çeşitli
açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler.
(İsra Suresi, 89)
Andolsun, bu Kuran'da insanlar için Biz her örnekten çeşitli
açıklamalarda bulunduk... (Kehf Suresi, 54)
Kuran'da insana, Allah'ın hükümlerini
kayıtsız şartsız kabul etmesi, sadece Allah'ı dost ve vekil edinmesi, hayattaki
tek amacının Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti olması gerektiği bildirilir.
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi bir hayat süren insan için tek ölçü Kuran,
izlenecek tek yol da Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in yoludur.
Allah Kendisi'ne kulluk edenlere din
olarak İslam'ı seçip beğenmiş, başvuracakları rehber olarak Kuran'ı indirmiş,
Peygamber Efendimiz (sav)'in hayatını da örnek kılmıştır. Tek doğru ve hak yol,
Allah'ın yoludur. Allah'ın Kuran'da bildirdiği yollar dışındaki tüm yollar
batıldır, yanlıştır. Ve yalnızca hurafelere, bidatlara (dine sonradan eklenmiş
hüküm ve inançlar) ve zanlara dayalıdır. Dolayısıyla insan ancak Kuran
ayetlerini ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini kendisine tek ölçü olarak
aldığı, Allah'ın buyruklarını titizlikle yerine getirdiği, her an O'nun
rızasını kazanacak salih amellerde bulunduğu ve kendisine Peygamber Efendimiz
(sav)'in ahlakını örnek aldığı takdirde Allah Katından güzel bir karşılık
umabilir.
Kuran'da bildirildiği gibi Allah'ın
sözleri "tastamamdır" ve ancak Kuran'ı ve Peygamberimiz (sav)'in
sünnetini kendisine rehber edinen bir insanın en doğru ve en gerçek bilgilere
ulaşması mümkündür. Allah'tan başka bir "hakem" olmadığı Kuran'da
şöyle haber verilmiştir:
Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size Kitabı
açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten
Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın
kuşkuya kapılanlardan olma. Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet
bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O,
işitendir, bilendir. (Enam Suresi, 114-115)
Kuran'ın edebi yönden üstünlüğü
Allah'ın bir mucizesidir
Allah bir ayette, Kuran hakkında şöyle
buyurur:
Andolsun Biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık...
(Kamer Suresi, 22)
Bu kadar kolay anlaşılır bir üsluba
sahip olmasına rağmen, Rabbimiz'in büyük mucizelerinden biri olarak, hiçbir
yönden Kuran'ın taklidi mümkün olmamıştır. Apaçık delillere rağmen şüpheye
düşüp Peygamberimiz (sav)'e iftira atanlara Allah bunun karşılığında, "eğer
kendi dediklerinde doğru iseler, Peygamberimiz (sav)'e gelen ayetlerin bir
benzerini getirmelerini" buyurmuştur:
Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu
diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eğer gerçekten
doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın." (Yunus
Suresi, 38)
Bu kesinlikle mümkün olmasa da, iman
etmeyenler kendi düşük akıllarına göre bunu kolay görebilirlerdi. Zira
Arabistan'da şiir ve edebiyat çok gelişmişti. Halkın içinde şairler ve Arap
dilini çok iyi kullanan fasih (iyi söz söyleme kabiliyeti olan kimse) ve beliğ
(düzgün ve sanatlı olarak meramını anlatan) kişiler vardı. Bediüzzaman'ın da
anlattığı gibi, kabilenin edibi (güzel sanatlı söz söyleyen) kendilerince en
büyük milli kahraman gibi görülmekteydi. Edebiyat ve belagata (güzel söz)
verdikleri önemden dolayı "Muallakat-ı Seb'a" (Yedi Askı) adıyla,
yedi edibin yedi kasidesini altın harflerle yazıp Kabe'nin duvarına
asıyorlardı.11 Bir kısmı da Ukaz'daki panayır gibi büyük
topluluklarda insanlara hutbeler okurlardı. Bedevi denen köylüler dahi
şehirdeki şairler derecesinde şiirler söyler ve hutbeler verirlerdi. Vezinli
vezinsiz söyledikleri şiir ve hutbelerle insanları etki altına alabilirlerdi.12
İşte böyle fasahatın (bir dilin doğru olarak, kolay ve düzgün söylenişi ve yazılışı, yabancı ve az kullanılan kelimeler bulunmaması) ve belagatın